
Sanat evrenseldir. Sanatın dini,
ırkı, milliyeti, dili ve siyaseti asla olmaz, olamaz.
Sanatçı her dine, her ırka, her
milliyete ve her türlü sosyal görüşe hitap edebilen kişidir.
Sanatı
sevmek için yaratan Allah'ı sevmek gerekir. Yaratanı seven, yaratılan insanı
sever.
İnsanı seven Türk, Yörük, Boşnak,
Pomak, Çerkez, Laz, Kürt, Yunan, Alman, İngiliz, Arap, Ermeni millet, sınıf, zengin,
fakir ayrımı yapmadan beşeri sever.
Doğayı, dağı, denizi, ormanı,
kuşu, balığı, Çiçeği ve her türlü böceği sever.
İçinde aşk ve sevgi olmayan
insana ne denebilir ki?
Sanatta; kin, nefret ve
düşmanlık asla yer bulamaz.
Sanat milletleri en iyi şekilde
temsil eden, kendi öz kültürlerini tanıtan ve milletleri birbirlerine
kaynaştıran en doğal sevgi, dostluk ve barış elçisidir.
Gerçek sanat fedakarlık ister.
Sanatçı eserini yaparken sadece kendisi için isteyerek, severek yapacak, zaman
ve mekan mevhumu olmadan, maddi ve manevi olarak her tür fedakarlığı yapmayı
göze alacaktır. Gerekirse gece ve gündüz demeden her türlü zorluğa katlanacak ve
asla umutsuzluğa kapılmadan en küçük bir ayrıntıyı dahi hesaplayacak ve eserini
bitirecektir. Çünkü gerçek kalite ve eseri çok özel bir ürün haline getiren
detaylar çok küçük ayrıntılarda gizlidir.
Sanatçı eserinin her aşamasında
her türlü kontrolü bir uzman gözü ile yapacak ve en küçük bir hatayı dahi
bularak anında düzeltecektir.
Sanatçı her türlü görüş ve
eleştiriye ve diyaloğa açık olmalıdır. Sanattan anlayan ve anlamayan çocuk veya
büyük eseri gören her insanın, her türlü görüş, öneri ve eleştirilerini dikkate
alarak yapmış olduğu bir hata veya beğenilmeyen bir yer varsa kesinlikle kapris
yapmadan ve üşenmeden yapılmış hatayı düzeltmesi gerekir.
Yapılan eserin en büyük
eleştirmeni o eseri yapan sanatçının kendisi olmalıdır. Sanatçı gururlanmadan
uzman bir alıcı gibi kendini ve eserini eleştirip hatalarını bulabilen kişidir.
Sanatçı, sipariş ile eser
üretemez. Maddi ve manevi olarak hazır olduğu zaman eserinin üretimine
başlayabilir. Para kazanmak için de sanat eseri üretebilir ama sadece para
kazanmak için üretilen eser güncel bir ürün olsa bile ancak sıradan ve basit bir
eser olacaktır.
Çok özel olan sanat eserleri çok
büyük sabır, emek, beceri, bilgi ve tecrübe ister.
Aslında sanat bir ilimdir. Bazı
eserler uzun yıllar süren emek, sabır, ve araştırma sonucu ortaya çıkar.
İnsanlar tesadüfen ve bir anda
sanatçı olamaz. Bir anda meşhur olan nice insan vardır ki; çok kısa bir süre
sonra yok olup gitmiştir.
Sanatçı olmak isteyenler
unutmasınlar ki; merdivenler, tek tek basılarak çıkılabilir. Merdivenleri üçer
beşer basamak atlayarak veya koşarak çıkanlar çok kısa bir süre sonra tekrar
aşağı düşerler. Ne kadar yükseklikten düşülürse hasar o kadar büyük olacaktır.
ATATÜRK ve SANAT
Atatürk
sanatı seven sanatçılara değer veren ve onları destekleyen büyük bir devlet
adamıdır. Çocukluğundan itibaren sanata ilgi duymuş ve sanatın bazı dalları ile
çok yakından ilgilenmiştir. Gençliğinde şiir ve edebiyata yakınlık duymuş Namık
Kemal'in şiirlerini okumuş ve ondan etkilenmiştir.
Atatürk
sanat ile ilgili düşüncelerini Türkiye Büyük Millet Meclisinde ki konuşmalarında
Çankaya Köşkünde sanatçılar ile yaptığı sohbet ve tartışmalarda belirtmiştir.
Atatürk'ün bu konuşma ve tartışmalarda dile getirdiği sanatla ilgili düşünceleri
Türk halkına ileti niteliği de taşımaktadır.
Atatürk sanatın tanımını şu
sözler ile açıklamıştır;
"Sanat güzelliğin ifadesidir. Bu anlatım sözle olursa şiir, ezgi ile olursa müzik, resim ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur."
"Sanatsız kalan bir milletin
hayat damarlarından biri kopmuş demektir."
"Bir millet sanata önem vermedikçe büyük bir felakete mahkümdur."
"Dünyada medeni, ileri ve gelişmiş olmak isteyen herhangi bir millet mutlaka
heykel yapacak, heykeltıraş yetiştirecektir."
"Sanatçı toplumda uzun
çalışma ve uğraşlardan sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır."
"Efendiler, hepiniz millet vekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz. Hatta
cumhurbaşkanı da olabilirsiniz fakat sanatkar olamazsınız."